Make your own free website on Tripod.com



Faruk
Iremet
Dilimiz Zazaca, Zonê Ma Zazaki
Eylül/Elun, 1996
Iremet Förlag/
İremet Yayınları
Stockholm/Sweden
ISBN
: 91 - 97 20 69 – 8 - 9


Eğer diğer halklar tarafından kabul edilmeyi bekliyorsan,
önce kendi ulusal kimliğine sahip çıkmalısın.
Uygar uluslar topluluğu içinde yer
almanın temel koşulu kendi ulusal
kimliğine sahip çıkmaktır.

ZAZACA, KÜRTÇE VE TÜRKÇE DİLLERİ ARASINDAKİ FARK


İki dil arasındaki dil birliği, o dillerin köklerinin hangi guruptan geldiği temel alınarak ortaya konur veya o dillerdeki en eski kelimelerin, sözcüklerin göz önüne alınması ile de anlaşılır. Bundan dolayıdır ki dil bilimciler (lingivistçiler), dillerin köklerini araştırırken temel olarak dilde bulunan en eski ifade şekillerini kendilerine kaynak alıyorlar. Çiçek isimleri, hayvan isimleri, naturel (tabiatsal) cisimlere verilen adları, gramatik yapısını göz önüne aldıktan sonra o dilin hangi dil gurubundan geldiğine ve hangi dillere yetiştiği konusunda varsayımlarını öne sürüyorlar.


Dillin oluşumu resimlerle başlar. İnsanoğlu yazı dilini resimlerle geliştirdi. Resimler yazı dilinin kökünü oluşturdukları gibi, bunun insanlar arasında iletişim (kominikasyon) aracı olmasınıda sağlamıştır.


İnsanoğlunun yaşam tarzı kabile hayatı ile başlar. Kabilesinden, yurundan, topraklarından uzak düşen toplum üyesi, kabilesinin, yurdunun dil karekterini de kendisi ile birlikte taşımıştır. Dünyada ki göç (ekonomik, doğal affetler, siyasal) ve sürgün olayları dillerin dağılmasına verilecek en iyi örneklerden biridir. İnsanların anayurtlarından ayrılıp bir bilinmeyene doğru dağılması, bir noktada dilinde yayılması ile eş anlamlıdır.


1813 yılında Thomas Young; "Sansikritçe, Yunanca, Latince, Keltçe, Almanca ve İran dillerinin bir dilden geldiğini" illeri sürmüş ve bu dilleri, "Avrupa-Hind dilleri" olarak adlandırdıktan sonra da, bu dilleri kulananlara da "Ari halkıdır" dimiştir.


Örnek:

Zazaca

Türkçe

İngilizce

İsveççe

Esto

Var

There is

Est (S. Kıhan)

Hag, hak

Yumurta

Egg

Ägg (eg)

Estor, hestor

At

Horse

Häst (hest)

Nak

Göbek

Navel

Navel

Por

Saç

Hair

Hċr (hor)r

Sol

Tuz

Salt (solt)

Salt

Verg

Kurt

Wolf (volf)

Varg

Va, (tı se va?)

Ne (Ne dedin?)

What

Vad (Vad sa du?)


Zazaca, Zazalarla birlikte veya Zazalar'dan sonra Dicle ve Fırat nehirleri (eski Mezopotamya) arasına yerleşen halklardan kelimeler ödünç almış veya bu dillerden etkilenmiştir. Örneğin, İranca'dan, Ermenice'den, Hurice'den, Hititçe'den, Sümerce'den, Yunanca'dan, Türkçe'den ve diğer halkların dillerinden bir karışım söz konusudur. Bu halklardan ödünç alınmış olunan bu sözcükler, kelimeler, deyimler günümüz Zazaca'sında vardır ve kullanılmaktadır. Ama; bu, şu anlama gelememelidir ki Zazaca bu dillerin bir diyalekti veya bir lehçesidir. Ki,diller arasındakisözcük ve deyim alış-verişleri diyalekt ya da lehçe olmaya kanıt gösterilemez.


Zaza yerleşim yerlerinin, göçlerin, savaşların, kapitalizasyonların ve ipek yolunun kesiştiği bir nokta olması, Zaza dili üstünde bir değişim yaratmıştır. Ama; hiç bir şekilde Zaza kültürü üstünde köklü bir değişim yaratmamıştır ve kalıcı olmamıştır. Zaza kültürü de, Zaza dili gibi kendini bu fırtınalara karşı engeller kurarak korumuştur ve bu nedenden dolayı da kalıcı bir değişim yaşamamıştır. Avrupa'da yaşayan ve Zazaca'yı şu ya da bu dile kuyruk yapmak isteyen, Zazacayı diğer dillerin diyalekti, lehçesi olarak görmek isteyen bazı ilginç kişiliklerin kendileri, Zaza dilini kültürünü tanımadıklarını yaptıkları teorileri ile ondan oldukça uzak olduklarını gözler önüne sermektedirler.


Eğer gerçekten Zazaca'yı başka bir dilin diyalekti, lehçesi olarak görmek istiyorlarsa, şu gerçeği gözardı etmemeleri gerekmektedir. Konuyu inceler ve farklılıklarını, benzerliklerini ciddiye aldıklarında göreceklerdir ki, Zazaca dili Farsça'ya bir çok dilden daha yakındır (İrani dil gurubundan olmasından dolayı). Farsça'nın diyalektidir deseler, daha mantıklı olmaz mı? Ama; şunu unutmamak gerekiyor ki her şey tarihsel veri, bilimsel belgelerle kanıtlanmalıdır. Hind-Avrupa dilbilimcileri eserleri ile Zazaca'nın en eski dillerden bir dil olduğunu illeri sürmüşler ve kanıtlamışlardır. Oskar Mann'ın, Karl Hadank'ın, CI.J.Rich'in, A.V.Le Coq'un, Peter Lerch'in v.b araştırmacıların yapıtları incelendiğinde Zazaca'nın kendi başına bir dil olduğu daha iyi anlaşılacaktır.


"Encyclopedia of Langauges and Linguistics" (Dil ve lingvistik ansklopetisi) adlı on ciltlik bu yapıttın 4780'inci sayfasında "Turkey; Langauge Situation" (Türkiye; Dil sorunu) başlığı altında şunlar yazılmış; "The langauges spoken in Turkey are Turkish, Kurdish (Kurmanchi), ZAZA, Cherkess, Ayhbas, Laz, Georgian, Arabic, Armenian e.t.c" (Türkiye'de konuşulan diller; Türkçe, Kürtçe (Kürmanci), Zazaca, Çerkezce, Abkasça, Lazca, Gürcüce, Arapça, Ermenice v.d) Aynı kitabın aynı sayfasında bunlarda yazılmakta; "Turkish is spoken throughout the country. Kurdish, with its dialects, and ZAZA are spoken mainly in eastern and southeastern Anatolia" (Türkçe dili tüm Türkiye'de kulanılmaktadır. Kürtçe ve diyalektleri ve Zazaca Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde konuşulmaktadır.) Aynı kitapta şunlar da kaleme alınmakta; Şehir yerleşim birimleri dışında, köylerde yaşıyan yerli halk arasında Zazaca veya Kürtçe kulanılmaktadır ve bunlar sadece bir dili kulanabilmektedirler. Yani ya Zazaca, ya da Kürtçe konuşabilmektedirler. Eger bu kitabın "İçindekiler" kısmına bakılırsa "Zaza" bakınız "Dımli" yazar ve Dımli içinde şu yazılmaktadır; "Dımli, Hind-Ari, İrani veya Hind-Avrupa dillerindendir." Yani burada Zazaca'nın Türkçe, Ermenice, Farsaça, Asurca, Arapça ve de Kürtçe'nin bir lehçesi, diyalekti olduğunu ileri sürmedikleri gibi Zazaca'dan söz ederken Zaza dili diye konu edilir.

Avrupa'lı dilbilimciler, yazarlar bu terimleri kulanıyorlar diye biz de öyle diyoruz, gibi bir kanı kimsede doğmasın. Zaten öyle uzun yolları arşınlamaya gerek yok. Burnumuzun dibindeki halkımıza gidip baktığımız ve "diyalekt, lehçe" terimini halkımıza yöneltiğimiz zaman, alacağımız cevabın çok ilginç olacağını hemen belirtmek isterim. Bir Zaza ya şu soruyu yönelttiğimiz zaman;


"-Tı bı kamcin lehçeya qısey kenê/kena?
(-Hangi leçeyle konuşuyorsunuz?)" O Zaza'nın ilk tepkisi size bakıp gülmek olacaktır ve sonra da şu soruyu sormadanda edemiyecektir;
"-Lehçe çıçi yo? (-Lehçe nedir?)". Ama; sorunuzu değiştirip, şu şekilde sorarsanız;
"-Tı bı kamcin zıwana qisey kenê/kena? (-Hangi dilli konuşuyorsunuz?)" sorusunu o Zaza'ya yönelttiğiniz soruya karşılık alacağınız yanıt şu olacaktır;

"-Ez bı zıwanê Zazaki qısey kena. (-Zazaca diliyle konuşuyorum.)" Bunu ben kendim deneyerek yaşadım ve "lehçe" dediğimde, soruyu yönelttiğim yaşlı Zaza amca ve teyzenin o güzelim kahkahaları kulaklarımı çınlattı, bugün hala unutmuş değilim. Anadili veya babadili Zazaca olanlar gidip "diyalekt, lehçe"nin ne olduğunu Zazaca yı bilen büyüklerinden sorsunlar. Tabiî malupulasyon yapmadan, (büyüklerini cahilikle suçlamadan, 'okuma-yazma bilmiyor' ile küçümsemeden yöneltsinler sorularını). Bakalım "aydın", okuma-yazma bilen "entellektüellerimizin" alacağı yanıt ne olacaktır?


Dil: İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için sözcüklerle ya da işaretlerle yaptıkları anlaşma ve Stalinist teoriyi göz önüne alarak açıklarsak, şu şekilde yorumlayabiliriz; Ortak dil halk olmanın şartlarından biridir. Yani ülke sahibi olan bir halk, devlet sahibi olan bir halk, aynı zamanda ortak bir dile de sahiptir.


Diyalekt: Yanlızca bir bölgeye ait olan ve bir bölgede konuşulan, yapı olarak ana dilinden değişik özellik göstermeyen yanlızca söyleyiş tarzında bir değişiklik gösteren, yapı olarak bağlı olduğu anadile lokal bir yapı kazandırana denir. Yani lokal dillerin adlandırılması, diyalekt/lehçe olarak gündemleşmektedir. Örneğin; İsveç dili ve Norveç dili birbirlerine o kadar yakındırlar ki, bu dillere iki dil demek insanın çok tuhafına gidiyor. Bu iki dile aynı dil demek daha uygun olur bence. Ama; İsveçliler, Norveççe için diyalektimizdir, demiyorlar. Norveççe tabirini kulanmayı daha uygun buluyorlar (Norveçliler de İsveççe için öyle bir tabir kulanmıyorlar).

Başka bir örnek verecek olursam; Finceyi (Finlandiyaca) örnek verebilirim. Finliler, Letonyaca, Estonyaca için diyalektimizdir demiyorlar. Aksine Lentonyaca, Estonyaca dilleri diyorlar (ki, bu diller Finceye çok yakın dillerdir). Tabiî bu da devlet olmanın vermiş olduğu avantajlardan biridir.


Konuyu çok basitleştirerek anlatmaya çalışırsam benim için ise dil, şudur diyebilirim (bugüne kadar bizlere dayatılan ve kabullendirilmeye çalışılan resmi görüşlerden çıkarmış sonuca göre):


Dil: Devleti, Bayrağı (veya vardır ama; resmi değildir) ve askeri olan halkların kulandığı ifade yapısına dil denir.
Diyalekt: Devleti, bayrağı ve askeri olmayan halkların kulandığı dil diyalektir. Bu 'espiriyi' yapmaktan kendimi alıkoyamıyorum.

İlginç bir açıklama tarzı ama; günümüz gerçeğine çok yakın olan bir yorum şekli. Dolaysıyla bu gibi şeyleri yazdığımda, okuduğumda kendimi eski devirlere dalıp gitmekten men edemiyorum. Rönensanstan, Avrupa'da ki aydınlanma döneminden önce ki zaman diliminde buluveriyorum kendimi. 1500 yıllarında Kopernikus (1473-1543) "Güneş sistemi" üstüne teorisini yazıp açıkladığında, tüm dünyayı, kiliseyi ve papazları kendi karşısına aldı. Kopernikus'un ileri sürdüğü düşünceleri sadece şuydu; "Dünya yerinde sabit değildir. Aksine dünya hem kendi yörüngesinde (çevresinde), hemde güneş'in yörüngesinde dönmektedir. Güneş'in yörüngesinde dönmesi bir yıl gibi bir zamanı almaktadır." Kopernikus ta, Galieo gibi papazlardan, kiliseden ve gericilerden hakına düşeni almıştır... Kopernikus'tan sonra Galileo Galilei (1564-1642) deney ve gözlemleriyle aydınlanma dönemine kendini adamıştır. Deneylerinin ağırlık noktası ise; "Dinamik" olmuştur. Kopernikus ve Galileo kendilerini gerici kilisenin Enginisizyon mahkemelerinin pençesinden kurtarmışlardır. Onların kaderi Giordano Bruno'nunkine benzemmemiştir. Giordano Bruno yedi yılık bir ceza dönemindenden sonra canlı-canlı yakılmıştır. 1835 yıllına kadar "dünya dönüyor" diye yazan tüm kitapların dağıtımı, basımı yasak ve varolanlar da yakılma kararına tabiydiler. Kilise bu düşünceleri 200 yıl boyunca yasakladı, inkar etti


"İnsanoğlu düşündükçe özgürdür, veya özgürleşebilir" diyor, Albert Bayet. Ne güzel bir yorum. İnsanoğlu özgür düşünüp özgürce ürettemediği ve bu yeni özgür düşüncelerinden yeni teoriler yaratamadığı sürece özgür değildir. Onun içindir ki; yeni ve özgür düşünceler serbestçe söylenmeli, tartışmalara açılmalıdır. Neyin yanlış, neyin doğru olduğu ancak o zaman kesinleşir. Birde yanlış, doğru var mıdır? Yok mudur? Hayır, yanlış ve doğru olayı yoktur. Bu konuda hem J.P.Satre'ye hemde Shakespeare'ye katılıyorum. "Yanlış ve doğru yoktur. Benim için yanlış olan bir şey başkası için doğru olabilir. Benim için doğru olan bir şey başkası için yanlış olabilir" Eğer bu önermeyi kabul edersek, oturup biribirimizi anlamaya çalışarak tartışmalarımızı sürdürebiliriz. Çamur atmakla, anlamsız yorumlamalar, boş konuşmalar ve asılsız suçlamalarla bir insan yanlızca kendi cahil iç dünyasını gözler önüne serer. Kitap okumakla, belli kurum ve kuruluşlarda belli bir yere gelmekle/sahip olmakla aydın olunmuyor. Aydın olmanın kıstasları bana göre, çok daha kapsamlı ve kavramı daha genişçedir. Aydın/entellektüel olmak; cesaretle yenilikçi düşünceleri açıklamak, konudan habersiz ya da habersiz kitlelere konuyu korkusuzca götürmek, bilgilendirmek ve düşüncelerini savunmakla olur. Herşeye "evet" demek ve kuyrukçuluk yapmak, mevki hastalığına kapılmakla kişi aydın olmuyor.


Biz, kimsenin korkudan söyleyemediği düşünceleri söylemeye/anlatmaya çalışıyoruz. Gecelerin o karanlık ihanet kokan boşluğundan, baskının sümürücü pençesinden, duman ve sisin içinden düşüncelerimizi, kökümüzün bağlı olduğu temelleri gözler önüne sereceğiz. Bu da bilinçli, uzman çalışmayla ancak gerçekleştirilebilinir.


1210 yıllarında Aristoteles'in düşünceleri yasaklanmıştı/yasaktı. Bu düşünürün yazılarını, kitaplarını okuyanlar ölümle ödüllendiriliyorlardı. Ama; bu sure zarfında olan neydi, neler olmuştu? Hangi değişimler yaşandı? Aristoteles, Galileo, Kopernikus, Copernic, Nicolas d'Autrecourt, Civan Aucassin, Michel Servet. Giordano Bruno'ların düşünce ve görüşleri ortadan kaldırılabildi mi? (Ki, Michel Servet ve Giordano Bruno düşüncelrinden dolayı ateşte yakıldılar) Hayır. Baskı ve işkence ile insanoğlunun düşünceleri mi değişti? Bu düşünürlere şeytanın kulları (moderin littertürde "hayin, ihanetçi"), cahiller denilmiyor muydu? Evet şimdi sormanın tam da sırasıdır diye düşünüyorum:


Evet efendim ne oldu? Tarih kimi yarğılıyor bugün? Genç şövalye La Barne kilisenin izniyle öldürüldü.
Suçu mu neydi? Cevabını isterseniz yine biz verelim. Suçu; kilisenin yasak etmiş olduğu bir kitap olan "Felsefe sözlüğü"nü okumuş olmasıydı. peki bu genç şövalyenin başına geleni biliyormusunuz? Önce dili, sonra kafası kesilip ateşe atılıyor. Suçu "Felsefe sözlüğü"nü okumak. Evet kitap akumak.


Bakınız Avrupa'lı bazı aydın düşünürler ne diyorlar;

Montesquieu; "Gerici düşünce, geri zekalılıktır"
Voltaire; "Gerici düşünce, dünyayı kanla boyamıştır."
Diderot; "Gerici düşünce, insanın midesini bulandıran şeydir."
Helvetius; "Gerici düşünce, bıçak gibi insanoğlunun başının belasıdır."
"Eğer insanoğlu düşüncelerini açık diyemiyorsa, insanlar arasında özgürlükten söz edilemez." Voltaire. "-Bunları niye yazıyorsun/açıklıyorsun?" diyorsanız, bugün, geçmişte olanların en zalimanesini bulunduğumuz 'modern' çağda yaşıyoruz derim.


Meseleyi ele almamın nedenini sadeleştirmeye çalışayım; tarihte karalama felsefesi sürdürmekle, baskı metodlarının yenilerini denemekle, özgür düşünce öldürülememiştir. Dil, kültür üstüne yaptığımız çalışmalarımız şimdiden bir çok gerici, dar görüşçü çevreyi rahatsız etmiş durumda. Bu rahatsızlıklar hem yazılı, hem de sözlü olarak basına yansımıştır. Şunu belirtmeden edemiyeceğim; bize bu gibi ağır suçlamalarla gelen insanların, önce kendi tarihlerini ve sonrada günümüzde ne yaptıklarını göz önüne almaları gerekiyor kanısındayım. Ağır suçlamalarıyla ancak o zaman bize gelmelerini öneriyorum. Yeri gelmişken tarihten dini bir olayı aktarmak istiyorum. Birgün İsa, bir topluluğun bir kadını taşladığını görür.
İsa topluluğa yanaşır ve sorar;

"-Bu bayanı niçin taşlıyorsunuz?" Topluluğun içinden ileri gelenlerden biri, kendinden oldukça emin ve yüksek bir sesle İsa'yı şöyle cevaplar
"-O bayan bir fahişedir.
Günahları, suçu çoktur" der. İsa, döner topluluğa ve şöyle hitap eder;
"-İçinizde dürüst, suçu ve günahı olmayan, taşı atan, ilk insan olsun..." der ve bekler. Ama topluluktan ilk taşı attan bir türlü ileri çıkmaz…


Ben buradan, bize çirkin ağır suçlamalarla yönelen insanlara şunu illetmek istiyorum; karanlık güçlerden yardım, maaş aldığımızı ve onlarla birlikte çalıştığımızı dile getirenler dedikodularla iftiralar üreteceğine, basına belgeleriyle veya kaynaklarıyla birlikte açıklamalıdırlar ve açıklasınlar (bu, biz Zaza yurtseverlerinide sevindirecektir). Bir kez daha vurguluyor ve sormak istiyorum; eğer bu iddiaları ileri sürenler bu kadar gizli istihbarat bilgilerini elde edebiliyorlarsa, bunu nasıl ve nereden elde ettiklerini elde ettiklerini açıklayabilirler mi? Ve üstelik, bu bilgileri, "kim" elde edebilirinide sormuyorum, burada da tartışmıyorum. Ancak aklı-selim sahibi birilerinin meselenin üzerinde düşünmelidirler...


Yazan-çizen, konuşan, politika üreten, ya da ürettiklerini iddia eden her insan dediklerinde çok dikkatli olmak zorundadır. Yoksa gereksiz yere kuşku yaratmak, insanların kafasına soru işareti takmak suretiyle provakasiyona yönelmek... PROVAKTÖRLÜKTÜR. Bugün bu soruyu biz sormasak bile, birgün ve mutlaka gelecek nesiller bu soruyu soracaktır... Şunu da düşünmeden insan edemiyor. Bu gibi düşünceleri ileri sürenler olmasın ki kendi pisliklerini ört-bas edebilmek için, bu tür çirkin iddialarını ileri sürmüş olsunlar?! Ayrıca, lütfen ne Zaza halkını, ne Kürt, ne de Türk halkını özgür düşünceye sahip olmayan insanlar yerine koysunlar. Çünkü, halklarımız hala yapılan bazı olumsuzlukları-hakaretleri unutmuş değildir.


Biz, düşünce, siyaset ve tarih geliştiremeyen insanlar değil, aksine uğraşılarımızı belli metodik ve sistemli çalışmalarımızla birlikte halkımızın kimlik arzusunun savunucuları olarak ve demokrat bir perspektifle dünya halklarının sınırsız kardeşliğinin temellerini atabileceğimizin bilincinde olarak, kardeşlik çağrılarımızı yorulmadan tekrarlayaca-ğımızı da belirtmek isterim. Biz de, halkımızın kimlik arzusu ve bu dil teorisi düşüncelerimizle toplum karşısına çıktığımızda, önümüze çıkarılacak engelleri, yani bizi nelerin beklediğini çok iyi biliyorduk. Yazıp-çizdiklerimizin bazı nasyonalist (düşüncelerinde hümanist/ insancıl ve sosyalist) kesimlerin rahatını kaçıracağını da biliyorduk. Zaten halkların kimlik arzusu, diyalekt ve lehçe sorununa ilişkin olarak böylesine 'ilginç' bir politika Ortadoğu devletlerinin sürekli uygalaya geldikleri çirkin bir gelenektir. Türkler, İranlılar, Araplar Kürt dili için hep, "Biz ayrı ayrı halklar değil, tek bir halkız (Türk, Arap, Fars, Kürt v.s). Ayrı bir dil değil, lehçemizdir, diyalektimizdir" demiyorlar mı?


Bundan böyle, Ortadoğu devletlerinin ugulamış ve uygulaya geldikleri zulüm politikalarının bilincinde olarak bu çirkin oyunun birer figuranları olmayacağız. Ve bu oyunlarına da gelmeyeceğiz Evet baylar, bizlerde akıllandık artık... Çünkü, artık biliyoruz ki bizim hakkımızda yazılarını kaleme alanlar, sümürgeci kültür sahibi öğretmenlerinden aldıkları dersi can-kulağıyla dinledikleri, dolaysıyla egemen devletlerin sömürgeci politikalarının muntazam bir izleyicileridirler. Tutum ve davranışlarıyla bu konuda oldukça net olduklarını her hal-û karda gözler önüne gururla seriyorlar BRAVO…


"Niçin yaşadığını bilen, nasıl yaşayacağınıda bilir." diyor Nietzche. Günümüzde, tüm kıtalar ve adalarda 6000'e yakın dil kulanılmaktadır. Bunlardan sadece 600'e yakını yok olma tehlikesini aşmıştır; ve bu şekilde dünya dilleri arasında yerlerini perçinleştirmişlerdir. Alaska'da ki Fairbanks Üniversitesi dilbilimcilerinden (lingivist) Michael Kraus'un 06.01.1996'da New Scientist dergisinde yayınlanan makalesinde yukarda bahis konusu olan olgular tartışma götürmez bir açıklıkla vurgulanmış olup, bilimsel verilerle güçlendirilmiştir.


Var olan dillerden bir çoğu nüfus sayısı yok denecek kadar az topluluklardan tarafından kulanılmaktadır. Bir çok dilde, yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Dünyanın en ufak dili Aorecedir (AORE). Bu dil, Ölü deniz kıyılarındaki Öre Vanvata Cuhuriyetin'de yanlızca bir kişi tarafından kulanılmaktadır.


Bir çok dil yok olurken, bunun yanında bir çok dilde kendini yenilemektedir. Bu kendini, yeniden yenileme süreci çoğu kez bilim ve tekniğin gelişmesiyle yakından ilgilidir. Bilim ve tekniğin gelişim göstermesi sadece insanoğlunun günlük yaşantısında değil onun dili üzerinde de bir değişim yaratmaktadır. Yani bilim ve tekniğin gelişmesi ile birlikte bütün dillerde ortak olan bilim ve tekniğin kendisine özgü termonolojisi ortaya çıkar. Bilim ve teknikle birlikte ortaya çıkan bu kelimeler diğer dillerede yansımaktadır. Avrupa'nın bir çok ülkesi, ortak bir dilin yaratılmasını istediklerinden, Avrupa dilleri arasındaki benzerlikleri artırma çabalarını yoğunlaştırmışlardır. Bundan dolayı teknik alanda oluşturulan kelimeler değiştirilmemektedir. Buda kanımca atılmış olan en mantıki adımdır (Ama; dillerin kendi özünü korumasınıda savunmadan edemiyeceğim). Örneğin; Zazaca kalkıp Televizyon'u bewnayox (seyretgeç) Radio'yu da goşdayox (dinlengeç) yapamayız. Yaratılan bu kelimeler suni olduğundan kalıcıda olamazlar ve buna verilecek örnekler binlercedir. Kelimeler kendi öz orjininde geliştikçe daha sağlıklı bir yapı kazanır. Örneğin İsveç dilinde hala korunmakta olan Türkçe "kalabalik, Kiosk (köşk kökenli bir kelime), dolma v.s" özün korunmasına verebileceğim örnekler arasındadır. Çünkü; suni kelimeler cümle içinde anlamsızlık yaratabilecekleri gibi, cümlenin telafüsünde de dengesizlik yaratabilirler. Bu, bir dil için iyi sonuçlar yaratmayan bir gelişmedir. Bundan dolayıda dilin kapısı her zaman diğer dillerden gelebilecek kelimelere açık olmalıdır ("bu vesileyle tüm dillere lehçedir diyebilelim??"). Ki, bir dilden diğer bir dile kelimeler gümrüksüz girebilsin. Bu dilin fakirliği değil aksine dilin zenginleştirilmesidir. Örneğin, İngilizcede yüz değil, binlerce yabancı kelime, isim vardır. Bunlar Latince'den, Grekçe'den (Yunanca), Eski İrlandaca'dan Fıransızca'dan, İspanyolca'dan v.d dillerden "yatay geçiş" yapmışlardır. Bu değişiklik sadece dilde değil, yemek kültüründe ve toplum yaşantısında da kendisini göstermiştir.
Dilin gelişmesi taze kanla olur. Bu gelişim anlamını yeni kanın damarlarda süzülmesinde bulur. Halk damarlar, dilde kandır. Kan damarlarda, dilde halk kitlelerinin arasında yaşamını canlılaştırmaktadır. Ondan dolayıdır ki, her insan kendi diliyle düşünmeli, konuşmalı ve okumalıdır. Kendi dilinden utanmak aydın ve halkının kültürel onurundan nasibini almış aklı-selim hiç bir insanın yapabileceği tavır değildir. Kendi dilinden utanan, çocuklarınada bu kara utancı yamalar ve çocukları da bu utançla büyür. Bu terbiyeyle büyüyen çocuklar toplum içerisinde kendilerini yarım-yamalak hisederler. Tabiî ki bu hata çocukların değil ebeveyinleridir. Ana dili Zazaca olan ailelerde Zazaca değilde başka bir dil okutulup, yazdırılıp öğretiliyorsa bu düpedüz kökünü inkar etme ve özünü pazarlama olayıdır. Bunun adı kendi ana diline ve kendi özüne yabancılaşmaktır. Başka bir deyimle saygısızlıktır.

Avrupa'da her dilin, lehçenin okularda okutulma ve öğretilme hakı vardır. Çocuklarının ana dilleri ile eğitim görmesini isteyen aileler çocuklarını ana dil eğitimine göndermektedirler. Eşlerden birinin Avrupa'lı olaması bu kaideyi bozmamaktadır (Zaza ve Avrupa'lı eşlerden olan çocuklar Zazaca ana dil öğretmeni bulunmadığı için, aile büyüklerince çocukların bulundukları ülkenin dilini öğrenmeleri tercih edilmektedir). Burada başka halklardan, başka milletlerden evlenmiş olan tanıdığım bazı Zaza kişiliklerden örnekler vermeyi istiyorum. Bu tanıdıklarımdan biri bir Türk'le, ikincisi bir Zazayla ve üçünsüde bir Kürt'le evli. Türk'le evli olanın evinde Zazaca ve Türkçe konuşulmakta. Yani çocuk babasıyla Zazaca, annesiyle Türkçe konuşmakta. İkinci örnekte çocuklar anne ve babaları ile sürekli Zazaca konuşmakta ve son örnekte de durum biraz farklı, Kürt bayanla evli olanda ise konuşulan dil Kürtçedir. Ayrıca çocuklara okulda öğretilen yazı ve okuma dilide Kürtçedir. Verebileceğim örnekler sadece bunlar değil. Eşlerin her ikisininde Zaza olduğu ama çocukların Zazaca yerine Kürtçe, Türkçe veya Avrupa dillerinden birini kulanması oldukça revaçtadır. Bu kendi dilinden kopuşun bir sonucu olarak, çocuklar ya hiç bir dili tam olarak konuşamamakta veya hepsini yarım yamalak konuşmaktadırlar. Peki çocuklara ne oluyor? Çocuklar hangi kimliğe sahip oluyorlar? Çocuklar hangi ülkenin evlatları (vatandaşları) oluyorlar? Tabiî ki bu soruların cevabını çocuklar verecek değil ya. Ama şu var ki çocuklar piskolojikmen bir baskı altında kalıyorlar ve yalancılık bir savunma aracı olarak devreye geçiyor. Çocuk yalancılığı kalıtım yoluyla değil toplumsal, çevresel baskılardan edinmiş oluyor. Tabiî bu yaratılan değer sadece savunma mekanizmasıdır. Bu çocuklar milletler arasında kimlisizliklerini kavradıkları zaman bir çelişki ile karşı karşıya kalıyorlar. Bu çelişki çocukta saldırgan, sinirli ve konuşulmaya gelmiyen bir kişilik yaratır ve yaratılabilecek güzelim bir kuşak böylece heba edilir. Buna sebep olan elbette ki Zaza anne ve babalardır. Yazımın girişine neden Nietzsche'nin bu deyimini "Niçin yaşadığını bilen, nasıl yaşayaca-ğınıda bilir." aldığı mı sorabilirsiniz. Almama gerekçe şuydu; Bizden gelecek kuşaklara miras olarak kalan sadece dil ve geride bıraktığımız eserlerimizdir. Eserlerimizden kastım çocuklarımız ve dilimizdeki yazılı dokümanlardır. Bu vesileyle her insan diline sahip çıkmasını bilmeli ve yok olmasını engell-emelidir. Bilindiği gibi günlük konuşma dili 300-500 kelimeyi geçmemektedir. Bunu gelecek kuşaklarımı-za ögretmek kanımca zor olmamalı. Çocuklarınıza köklerini tanımasını sağlayın onlara milletler ve halklar arasında bir ulusal kimlik ve gelecek kazan-dırın. Zaza dili ve lehçelerini birbirine kaynaştırın ve çocuklarınızın Zaza çocukları ile tanışmasını sağla-yın. Bugünden çocuklarınıza yapacağınız ulusal yatırım, geleceğe dönük yapılmış en mantıklı, en kazançlı yatırımdır. Bu yazdıklarımda milliyetçilik yaptığımı sananlar olabilir veya beni milliyetçilikle suçlayabilirler. Ben bu düşünceye hiç bir şekilde katılmıyorum. Yeri gelmişken burada büyük düşünür Bertrand Russell'den bir alıntı yapmayı daha uygun görüyorum. Bu alıntı kendisine Woodrow Wyatt tarafından yöneltilmiş bir soruya Bertrand Russell'in vermiş olduğu cevaptır.


Wyatt - Sizce milliyetçilik iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?

Russell- Milliyetçiliğin Kültür ve politika yönlerini birbirinden ayırmak gerekir. Kültür bakımından bugünkü dünyanın içinde bulunduğu tekrenklilik oldukça tatsız bir şeydir...............Edebiyatta, sanatta, dilde ve her türlü kültür işlerinde degişikliği sürdürmek için milliyetçilik istenebilir. Ama, politika yönünden alırsanız, milliyetçiliğin kötü bir şey olduğu su götürmez. Milliyetçi politikayı iyi gösterecek tek şey bulunabileceğini sanmıyorum.


Milliyetçilik, bizim en doğal olan meşru haklarımızı, kimlik hakımızı savunmamızda değil aksine kimlik ve meşru haklarımızın inkar edilmesinde aranmalıdır.
Şimdi de "diyalektimizle" diğer "DİYALEKTLERİ" (hata dilimizi "lehçe" olarak görenlerin de anlaması bakımından) birkaç örnekle karşılaştıralım.
Ve varsa benzerliklerini, farklılıklarını hep birlikte görelim.


Sözlük



1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
49
50
51
52
53
54
55
56
57
58
59
60
61
62
63
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
77
78
79
80
81
82
83
84
85
86
87
88
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
104
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
123
124
125
126
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
137
138
139
140
141
142
143
144
145
146
147
148
149
150
151
152
153
154
155
156
157
158
159
160
161
162
163
164
165
166
167
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
182
183
184
185
186
187
188
189
190
191
192
193
194
195
196
197
198
199
200
201
202
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
214
215
216
217
218
219
220
221
222
223
224
225
226
227
228
229
230
231
232
233
234
235
236
237
238
239
240
241
242
243
244
245
246
247
248
249
250
251
252
253

Türkçe

Ağlamak
Ağız

Aç!
Açmak
Acı
Acı
Açılmak
Açılmış
Aşağı indirmek
Akşam
Alt-üst
Alın
Amca kızı
Amca oğlu
Anne
Arka
Arkadaş
Arkası
Armut
At (atmak)!
At (atmak)!
At (hayvan)
Atmak
Atmak
Ay
Ayak
Aynı
Ayran
Ayrı
Ayrılmak
Baba
Bacı, kız kardeş
Badem ağacı
Badem
Beddua
Bekçi
Bel
Bir
Bir parça
Buğday
Burun
Bıçak
Bırak!
Bırakmak
Cimri
Çamur
Çağır!
Çabuk
Çalmak
Çalmak
Çalıyor
Çeşme
Çekmek
Çürümüş (ezik)
Çevirmek
Çevre
Çocuk
Çok, fazla
Çorap
Çubuk
Çıtırık
Damla
Davul
Dayı oğlu
Değiştirmek
Değiştirdi
Değirmen
Deli
Dere otu
Devirmek
Diğeri
Dişi
Dik!
Dikmek
Diz
Dokumacı
Dokumak
Dokumak
Dokumacılık
Dokumacılık
Dokuyorlar
Domuz
Don
Dul
Dur!
Durmak
Duvar
Düğme
Düğün
Dün
Dön!
Dış kapı
Eğri
Eşek
Eşek yavrusu
Elma ağacı
Erkek
Ev
Ev
Ezik,çürümüş
Fare
Şafak
Gecikmek
Geçiyor
Geçmek
Gel!
Gelin
Gelmek
Getirmek
Geyik
Gezdirmek
Gidiyor
Git!
Git!
Gitmek
Gülmek
Güneş
Güvercin
Görünmek
Götürmek
Hala
Halk
Kürek
Haşlamak
Homurmak
Hırsız
Irmak
İç!
İçindekiler
İçmek
İçmek
İnce
İsim
İtelemek
Kaldırmak
Kaldırmak
Kale
Kalın barsak
Karıştırmak
Karıştırıyorlar
Kaş
Kavga
Kavun
Kaynamak
Kaynana
Kaynat!
Kaynatmak
Kaynamak
Kaz!
Kazmak
Keklik
Keser
Kesmek
Kesti
Kesti
Konmak,inmek
Kucaklaşmak
Kulak
Kurt
Kusmak
Kuzu
Köy
Köylü
Köz
Kılıç
Mide
Nasıl?
Ne diyor?
Ne söyledi?
O (erkekler için)
O (kadınlar için)
O kadar
Odun
Okumak
Olmak
Olur
Olmaz
Ondan (bayan)
Ondan dolayı
Ondan (erekek)
Onlar
Onlar
Onlar
Ot
Öğlen
Öbürgün
Ölçmek
Ön
Önsöz
Pahlı
Parmak
Pazar
Pekmez
Pencere
Pişirmek
Sabah
Sakal
Saklamak
Sancı
Saman
Seçmek
Ser!
Sermek
Sicim
Sonbahar
Sözlü (bayan)
Sözlü (erkek)
Taş
Allah
Tavşan
Tavuk
Ter
Teyze
Teyze kızı
Tilki
Toplamak
Toplanmak
Toprak
Tığ
Tıraş
Türkü
Uyanmak
Uzun
Üç
Üşümek
Üzüm
Var
Vurmak
Yağmur
Yakmak
Yakmak
Yalamak
Yandı
Yanmak
Yapabilir
Yara
Yaralı
Yastık
Yatsı
Yazmak
Yazı
Yenge
Yerinde
Yoğur!
Yoğurmak
Yok
Yürek
Yüzmek
Yıldırım
Yıldız
Yırtmak

Zazaca

Bermayış
Fek
Vêyşan
Akı!
Akerdış
Nu
Tun (guzi)
Abyayış
Akewtış
War kerdış
Şan
Verdim
Çare
Dedkêyna
Deza
May
Dım
Embaz (olwaz)
Bahdo, pêy
Mıroy
Berzı
Çekı
Estor, hestor
Çekerdış
Eştış
Aşmi
Lıng
Zey
Do
Ciya
Abıryayış
Pi
Way
Vamêr
Vami
Zewt
Qolçi
Miyane
Jew, zu
Leteyê
Xele
Zınci
Kardi
Veradı!
Veradayış
Kojo
Lınci
Vêyndı!
Rew
Cenayış
Trawutış
Tıraweno
Piyar
Antış
Hıngılısyayış
Açarnayış
Çorşme
Qeçek
Vêşi
Puçık
Çuwe (şeft)
Çılk
Dalpa
Nıqara
Xalza
Vırnayış
Vırna
Ariye
Xint
Kormit
Dimdayış
Abinı
Mak
Bıderzı!
Deştış
Saqe (çaqe)
Çılag
Çılage
Ratêynayış
Hiramey
Çılagey
Ratenenê
Xoz
Pırên
Viya
Vındı!
Vınderdış
Dês
Zırar (gocak,mak)
Vêyve
Vızêr
Agêyrı!
Kêber
Çewt
Her
Sipe
Sayêr
Camêrd
Ban, kêye
Kêye
Hıngılısyayış
Mere
Sodır
Berey ameyış
Ravêreno
Ravêrdış
Bê!
Vêyv
Ameyış
Ardış
Kozpez
Çarnayış
Şıno
Şo!
Şo!
Şiyayış
Huwatış
Tiji (tinc)
Bewran
Asayış
Berdış
Ém, Dad
Şar
Hiwe
Xaşêynayenı
Hurmayış
Tırotık
La
Bışmı!
Têyestey
Şımıtenı
Şımıtış
Tenık
Name
Tot (têmdayış)
Hewadayış
Werzaynayış
Dız
Loqre
Şanêynayış
Şananê pê
Bicey
Lej
Beşila
Pêyşayış
Vıstewra
Xaşêynı!
Gırêynayış
Gırêyayış
Aşanı!
Aşanayış
Zerec
Buxşi
Bıbırnı
Bırna
Cıkerd
Anışt
Pêşyayış
Goş
Verg
Vırıtış
Verek
Dew
Dewıj
Kosewi, xonzıl
Şemşêr
Pize
Senin?
Se vano?
Se va?
Êy/O
A (qandê cınya)
Héndıkı
Koli
Wendış
Biyayış
Beno
Nêbeno
Ay ra (cınya)
Co ra
Êy ra (camêrd)
Ay
Êy
İna
Vaş
Dihir
Birro
Peymıtış
Verni
Vervatenı
Vay
Gışt, ıngışt
Kırê
Rıb
Teqa (şıbak)
Pewtış
Şewra
Erdiş
Nımıtış
Tewatenı
Sımer
Weçeynayış
Rakı!
Rakerdış
La
Wesar
Waşti (cınya)
Waşte (camêrd)
Si (kerra)
Homa
Arwêş
Kerg
Arıq
Dayzo, yaykıd
Xalkêyna
Lu, luwer
Arêkerdış
Arêbiyayış
Hér
Goçin
Taşıtış
Dêr (dêyr)
Aya biyayış
Derg
Hirê
Cemıdyayış
Engur
Esto
Pırodayış
Yaxır, varan
Acıvinayış
Veşnayış
Lêseyış
Veşa
Veşayış
Şeno
Dırbet
Dırbetın
Balışna
Êre
Nuştış
Nuşte
Bırarcınya
Herundı
Bı alawı!
Alawıtış
Çınyo
Zeri
Asnaw
Vırso
Êstare
Dırnayış

Kürtçe

Gırin
Dev
Birçî
Veke!
Vêkırın
Tûj
Tûj
Vêkırın
Vêbûn
Ber bi jêr kirdin
Êvar
Berpêş
Enî
Dotmam
Pısmam

Paş
Heval
Dawi
Hurmî
Bavê
Bavê
Hesp
Avêtın
Avetın
Hîv
Pî, pê
Wek
Dew
Cûde
Jı hev cûde kırın,
Bav
Xwışk, xweng
Dara behiva
Bıhîv
Nifir
Bekçî
Pışt
Yek
Parçekî
Genim
Poz
Kêr
Berde!
Berdan
Çıkoz, Destgırtî
Celb, herî, mûle
Banke

Lêxıstın, lêdan
Dızi kırın
Dizî dike
Kani
Kişandin
Qerimandin
Vegerandın
Dor
Zaro
Zahf
Gore
Ço
Dılop
Dılop
Def
Xwarzî
Guhartın
Guhart

Dîn/Şêt
Dêjnık (tere)
Qulupandin
Yadın
Mi
Bidirû
Dırûtın
Çok
Karkerê tevnê
Tevn
Tevn
Tevn kirin
Raçandın
Tevn dikin
Berez
Kıras
Bi
Bıse!
Sekinandin
Dûwar
Bişkov
Dawet
Duh
Vegerı!
Derî
Xwar
Ker
Caj/Kurık
Dara sêva
Pêya, mêr
Xani, mal
Mal
Qerimî
Mışk
Berbang, Şefeq
Dereng hatın
Derbas dibe
Derbas bûn
Were!
Bûk
Hatın
Anin
Pezkûvî
Gerand
Dıçe
Bıçe!
Heri!
Çûyin
Kenîn
Roj
Kevok
Xwanê,Xuya kırın
Bırın, dıbın
Met
Gel
Bêr
Kelandin
Xirxirdike
Dız
Çem
Vexwe!
Naverok
Vexwarin
Vexwarın
Zirav
Nav
Kut kirin
Rakirin
Rakirin
Kel (Kela)
Rovî
Tevhev kirin
Tevhev dikin
Mijang
Şer, Pevçûn
Kelek (Qavûn)
Kelandin
Xezûr
Bikelîni!
Kelandin
Kelandin
Bikolîne!
Kolandin
Kew
Birik
Jêki
Jêkir
Jêkir
Danin
Hembêz kirin
Guh
Gur
Verişin
Berxik
Gund
Gundi
Bizot
Şûr
Zik
Çawa?
Çi dibêje?
Çi got?
Ew/Wî
Ew/Wê
Hoqasa
Êzıng
Xwendın
Çêbûn
Dıbe
Nabe
Jı wi (jin)
Jı bo wi
Ji wi (mer)
Ew
Ew
Wana
Gıya
Nîvro
Du sıbe
Pîvan
Pêşî
Pêşgotın
Buha
Tilî (bêçî)
Yekşem
Dıms, mot
Baca, Pencere
Pışırandın
Sibe

Veşartin
Êş
Ka
Hilbijêrtin
Raxîne
Raxistin
Ben
Payîz
Dergisî (jin)
Dergısî (mêr)
Kevir
Xuda, xwedê
Keroşk
Mirîşk
Xuydan
Xaltî
Keçxaltî
Rovî
Berev kirin
Kombûn,bervbûn
Ax
Şûjın
Kurkirin
Stran
Şîyar bûn
Dırêj

Qerisandin
Tirî
Heye
Lêdan
Baran
Pêxistin
Şewıtandın
Dilêse
Şewıtî
Şewitîn
Dıkare
Brin
Brindar
Balîf
Esır
Nivîsandın
Nivîs
Jinê bira
Cîyê xu da
Hevîrê çêke
Hevîr çêkırın
Tuneye
Dıl
Ajne
Brûsk
Stêrk
Qetandın

 

Cümle Yapısı

Benim yengemdir.
Senin acılarınla.
Ne okuyorsun?
Senin kanından bir damla.
Arkadaşlardan
Onu çal!
Ben dağların eteklerinden aşağı  iniyorum.
Siz geldiniz.
Siz ne yiyeceksiniz?
Siz nereye gidiyorsunuz?
Nereye gidiyorsun?
Kanımı ısıttı.
Biz gideceğiz.
Şimdiden.
O gelen kimdir?
Yürüyerek (yayan) gitti.
Birlikte.
Baban ne yapıyor?
Elma ağacı.
Ne yapıyorsun?
Nasılsın?
Nereden gelisyorsun?
Senin yanında.
Badem ağacı.
Dayı kızı.
Aç değilim.
Benim dediğim gibi (şekilde).
Zeki'den.
Onlar'dan.
Onlar ne yapıyorlar.


Vıraştena rıstan

Bıra
rcınya mın a.
Bı êşanê to ya
Çıçi wanenê?
Dıropê goni ya to ra
Enbazan ra
Êy /ay bıtırı!
Ez koyan ser ra yena war.
Şıma amey?
Şımayê çıçi wenê?
Şımayê şınê koti?
Şınê koti?
Goniya mı kerdı germ
Ma yê şırê.
Nıka ra
O kamo yeno?
Pay şi
Pê dı
Piyê to seken o?
Sayer
Sekenê?
Seninê?
Tı yê koti ra yenê?
To hetı
Vamer
Xalkêyna
Zekı ma va
Zeki ra
İna ra
İna yê sekenê?
Ez vêyşan niya.

Çêkirina hevokan

Jina birê min e.
Tev êşa te
Çı dıxwini?
Dilopekî ji xwîna te
hevalan
Wîya dızi ke!
Ezserê çiyan tême xwar.
Hûn hatın?
Hûn çı dıxwın?
Hûn dıçın ku?
Dı çi ku?
Xwîna min germ kir
Em ê herın.
Ji nuha ve
Ew kîye tê
Bi pê çû
Bı hevra
Bavê te çı dıke?
Dara sêva
Çı dıki?
Çawayi?
Tu jı ku tê?
Cem te
Dara behiva
Qizxal
Wek min got
Jı Zeki
Jı wana
Ew çi dikin?
Ez ne birçime.


Not:
Aşağıda Kürtçe'de, Türkçe'de ve dilimizde tabiata ki canlıları, insan vücudunun organlarını, akrabalık adlandırmalarını olduğu gibi aktarıyorum. Çünkü; bu kelimeler ve cümleler dillerin kökenini oluşturuyorlar. Dilbilimciler, dil tezlerini hazırlarken, dilin yapısını oluşturan bu  sözcükleride temel alıp dilleri, diyalektleri ve lehçeleri belirlemektedirler.


Mevsimler

Kış
Yaz
Bahar

Zımıstan
Amnan
Wesar

Zivistan
Havîn
Bihar


Vücudumuzun organları

Ter
Kaş
Kirpik
Göz
Çene
Omuz
Diş
Sakal
Kemik
Kulak
Göz yaşı
Parmak
Kamış, penis
Vajina, am
Kalın barsak
Bacak, ayak
Bel
Arka
Mide, karın
Kalp
Baş
Burun
Gönül, kalp
Ağız

Arıq
Bırwe
Bıcey
Çım
Çenge
Doşi
Dından
Erdiş
Este
Goş
Hêrs
Ingışt
Kırd
Kıs
Loqre
Lıng
Miyane
Paşti
Pize
Qesba
Sere
Zınci
Zeri
Fek

Xuydan
Birû
Mîjang
Çav
Erzink, Agûşk

Diran
Rî, rû
Hestî
Guh
Rondik, hêsir
Telî
Kîr
Quz
Rovî

Mil
Pişt
Zik
Dil
Ser, kele
Poz
Dil
Dev


Günün vakitleri

Şafak
Sabah
Öğlenden önce
Öğlen
İkindiden önce
İkindi
Öğleden sonra
Gece
Yarın
Dün

Sodır
Şewra
Vera Dihir
Dihir
Vera êre
Êre, perroz
Vera şan
Şan
Meştı
Vızêr

Berbang, Şefeq
Sibe
Ber bi nîvro
Nîvro
Ber bi esir
Muxrib
Ber bi êvarê
Şev
Do
Sibe, sibeyî


Gök cismleri

Güneş
Ay
Yıldız
Yağmur
Kar
Yıldırım

Tiji
Aşmi
Estare
Yaxır, varan, varıt
Vewır
Vırso,

Ro, tav
Hîv
Stêr
Baran
Berf
Brusk


Meyveler, sebzeler ve naturel isimler

Dağ
Irmak
Nehir
Nehir kıyısı
Toprak
Orman
Buğday
Tomatez
Üzüm
Kavun
Elma
Armut
Badem
Ot
Dere otu

Ko
La
Ro
Rover
Érd
Mêşe
Xele
Şamık
Engur
Beşila
Sa
Mıroy
Vami
Vaş
Kormit

Çîya
Çem


Ax, herî
Darîstan
Genim
Firingî
Tirî
Kelek, qavûn
Sêv
Hurmî
Bihîv, badem
Gîya
Dêjnik


Akrabalık

Baba
Anne
Bacı
Yegen
Yegen
Teyze
Hala
Yenge
Nişanlı
Gelin
Amca oğlu
Amca kızı
Arkadaş
Kaynana
Yenge

Pi
May
Way
Warza
Bırarza
Dayzo
Ém
Bırarcınya
Waşti/Waşte
Vêyv
Deza
Dedkêyna
Embaz (olwaz)
Vıstewra
Xalcıni/Niyaj

Bav

Xwışk (xweng)
Zaro xweng
Zaro bira
Xaltî
Met
Jinê bira
Destgirtî
Bûk
Pismam
Dotmam
Heval
Xezûr
Jinxal


Hayvanlar

Tavşan
Tilki
Kurt
At
Tavuk
İnek
Eşek
Fare
Keklik
Kirpi
Akrep
Sıpa
Domuz

Arwêş
Lu/Luwer
Verg
Estor
Kerg
Manga
Her
Merre
Zerec
Diji
Demaşkul
Sipe (céhş)
Xoz

Keroşk
Rovî
Gur
Hesp
Mirîşk
Çêlek
Ker
Mişk
Kew
Jûjî
Eqrep
Caj, kurik
Berez (xenzîr)